Web Stats BoraOyun Evden Eve Nakliyat

Anasayfa

Web Ateşi Paylaşım Platformu - aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış. Eğlence, Geyik Oyunlar, Komik Resimler, Videolar, Şarkı Sözleri, Slayt Gösterileri, Güncel Haberler, Ders Ödev indir, Sağlık, Oto modifiye Full Oyun - Musa Öz Şiirleri

Web Ateşi Paylaşım Platformu - aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış. Eğlence, Geyik Oyunlar, Komik Resimler, Videolar, Şarkı Sözleri, Slayt Gösterileri, Güncel Haberler, Ders Ödev indir, Sağlık, Oto modifiye Full Oyun

Tam Sürüm: Musa Öz Şiirleri
Şu anda tam olmayan bir sürümü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görmek için, buraya tıklayın

ARKA BAHÇE

Evin gölgesidir arka bahçe

Bir yatak odasının

Usulca taşan sıcağı

Çocuğun dokunuşu

Annenin durgunluğudur arka bahçe

Dudakta öpücük izi

Bir yaradır kuşun kanadında

Elmaya düşen ala

Çatlayan yüreği narın

Seksek için yollara

Çizilen şekillerdir arka bahçe

Bir gelinin ilk gecede

Yere düşen duvağı

Dul bir kadının

En tenha yeridir arka bahçe

İşveli ve içli sözleri

Ya da yanlış yorumlanan

Pembe gülüşü

Asker mektuplarının

Okunduğu yerdir arka bahçe

Ve üzgün bir sevdanın

O solgun haresi

Şairin haremidir arka bahçe

Musa Öz

ELA

Çocuğun gelince süt dişleri

Büyür annenin sevinci

Su içlerinde çakıl tanesi

Ve mayhoş bir ağartı uçlarında

Eladır bu

Çiy damlası tırnakları

Diş goncasında acı bir kamaşma

Gülerken ağlaması

Deli kız kaptırır gönlünü

Aydede uçurur geceler boyunca

Ve durulur da pembeleri

Avuçlanmış bir su yalnızca

Yürüse sokaklarda denize baksa

Sözler, kokular

Boyuna ince bir düşünce

Eladır bu

Şair yüreği açar dikenleriyle

Konmasa da yorgun kuşlar

Bir kızdır koklayan

Tırnakları kanar, incelir düşleri

Eladır bu

Ah şair çocuk

Köpük toplar kızların koynundan

Sürer gökyüzüne güz günleri

Şu utangaç gökyüzü

Uçsa bulutlarla, kuşlarla konsa

Derelerin gümüş rengi

Çoğalır bir damla gözyaşıyla

Kadınlar ki solgun öykülerde

Kol kanattır çocuklara

Türküler, kederli aşk şiirleri

Eladır bu

Musa Öz

emeğine sağlık

ÇOCUK

Masamız bir yaz ayı. Sandalye

Gölgesi ağacın

Su damlacıkları düş kırıntılarıdır

Kuşların düşürdüğü

Senin yürüyüşünde

Yorgun bir yazmanın endamı

Sesin ki taçyaprağı

Ya da uçarı bir pembe

Soluğun terli, öfken terli. Sonra

Kilim yere serilir

Isınır taşlar suyun içinde

Kuyuların kumu çoğalır

Derin uykusuna dalar ay

Ya sonra

Sonrası bu işte

Kirinden pasından arınır dünya

Renk gelir dizlerime

Gölgeler ki içidir evrenin

Döker de seslerini

Kaybolur gider sokak içlerinde

Çocuk

Sıkıca kavrayıp resimli ipini

Gökyüzünü uçurur

Bereketli bir tarlanın işmarısın

İşveler içinde

Musa Öz

DEĞİŞİM

Okunaklı yol şarkılarına çalıştık

Değişimdi ilk hecemiz

Deniz ki yorgun tavrıyla

O göksel kabuklarını

Yoğun bir çabayla kum üzerine

Değiştirir boyuna

Ve yaşlı balıkçı ömrünü

Kız ise kızlık zarını

Ovalar dağlara değişir. Dağlar

Çalışkan bulutlara

Sözün bekareti çocuğun dişiyle

Bir de gün saplanır güne

Gibi devrilir usulca. Ay

Bir entari düğmesi. Yıldızlar

Ah yıldızlar ise düşünce…

Balıkçı ile deniz, fikrini

Dağlar akbabayı değiştirir

Ve sırmalı kız geceleri

Gül kokusuna çalışır da

Bir ip kopar dantelinden ipince

Ağzında

Kırmızı erik çekirdeği

Okul şarkısıydık biz dokunaklı

Musa Öz

ŞARKI

Yaz annemin mevsimi

İlkyaz kız kardeşimin. Babamın ise

Sonbahar

Ah yorgun babam

Rüzgarlı tepeler gibi konuşan

Mevsimler için böyle güzel

Şarkılar söyleriz

Bir vakit ki kadınlar

Gün dönünce güz aylarında

Koyulaşan sütler gibi güleç

Ve yoğundurlar

Öyle derin ve manalı

Kadınlar için de söyleriz

Bu şarkıları

Bahanedir suların buharlaşıp

Bulutların yoğunlaştığı

Gökyüzünü yıkar aslında yağmur

Yeryüzü de

Faydalanır bu halden

Mor şarkılar söyleriz gökyüzüne

Arada işte böyle

Musa Öz

KEDER İÇİNDE

I

Dudaklar yansa da dereler soğudu

II

Şarkılar söylüyor tarlakuşu

Geçerken hüzünlü gül sandıkları

Üşüyor anaların gözyaşıyla

Güleç göller, utangaç gökyüzü

Ve reçine kokuyor üzümler

Taneleri iri yar gülümsemesi

Güzdür şimdi anıları okşayan

III

Uçarken mavi gönül kelebeği

Evlendi, çoğalsın diye çocuklar

Ve bitti sevda, savruldu goncası

Ölü güller taşıyor koynunda

Ellerinde boş bir kuş yuvası

Güzel olsun diye meyveleri

Yaşlanan frenkincirleri, boz alıçlar

Gibi soldu her gebe kalışında

Ah hangi üzgün cephede şimdi

Uykusuz geceleri, can yongası

IV

Bir Yemen türküsü güz bahçesinde

V

Ve o bitmeyen kalp ağrısı

Musa Öz

YAZ

Yazın bittiğini nerden mi biliyorum

Susuverdi ağustosböcekleri

Kemençelerini, şarkılarını

Vurup sırtlarına çekip gittiler

Nereden mi biliyorum yazın bittiğini

Arıkuşları daha bir kilim renginde

Taşa, toprağa

Daha bir yakın uçuyorlar

Yazın bittiğini nerden mi biliyorum

Bir beyaza çalışıyorum ben

Gurbete ve ölüme gidiyorum akşamüzeri

Bir giz ile bütünleşiyorum

Oturup yazacağım bunları bir güz

Havada yeleğimin terli resimleri

Nerden mi biliyorum yazın bittiğini

Şu kızın göğüsleri

Uçmaya hazırlanan yaz sonu havası

Ergenliğini alıp götürüyor rüzgar

Sızıyor edası turuncu yollardan

Yazın bittiğini kimse bilmiyor

Musa Öz

ELMANIN KOKUSU

Duyulmuyor dudağın derine yansıması

El ele duruşun yoğunluğu

Ve her yerde aynı ekmeğin kokusu

Elmanın ve öpüşmenin de

Ergenliğin tendeki esrimesi

Duyulmuyor kalbin dolaylı yorumları

Diz dize tutuşmanın Türkçesi

Savaşın acısı aynı her yerde

Bir çocuğun bilincimizi kamaştıran bakışı

Ah, aynı yoksulluğun sözcükleri

Duyulmuyor tenin tene ince sorusu

Terin tere sıvanan gülümsemesi

Kış ortasında bir ateşi

Ortasına alan insanların aynı devinimleri

Üzümü tane tane yemenin ustalığı

Ve aynı güle yürümenin edası

Duyulmuyor düşlerin uzun yolculuğu

İmgenin imgeye takılan halleri

Her yerde aynı sözün örgütlenişi

Ve ezgileri usulca savurmanın coşkusu

Ah, aynı taşın taş ile öpüşmesi

Aynı her yerde çocuğun duruşu

Musa Öz

DİZİ SIYRIK ÇOCUK

Kızların intizarı çektiklerin

Dedi ablam usulca

Kimse silemez bu sihiri

Yazı solduruyor güz

Sıyrılıp geliyor, yerleşiyor avlusuna

Ama benim yüreğime

Gelmiyor gümüş rüzgar

Gelmiyor yüreğime ay yeli

Dolayıp da gün ışığını saçlarıma

Sürüyorum göğe

Gözlerimdeki kırık gamzeyi

Dizi sıyrık bir çocuğum ben

Ki ölürsem gizlice

Bilin ki bu yaradan ölürüm

Bir meneviş kuşuydum oysa

Uzak bir sürme çekerdim

Gökyüzünün koynuna

Ne düşlerimdeki sıyrıklar iyileşir

Ne dişlerimdeki çizikler

Benim yüreğime

Gelmiyor gümüş dizeler

Dizi sıyrık bir çocuğum ben

Kanıyor her gece

Ah, bu yüzden çektiğim intizarlar

Gül, yastıklara değince

Kızların uykusu çektiklerim

Musa Öz

GÜZ KADINI

Hüznü bahçeyi dolduruyor

Sırıkla düşürülen incir

Isırılıp atılan bir elma

Uçar gelir göğün mavisi

On beşine giren ay’ı

Bulutlar güz akşamları

Takar koluna giderdi

Sanat bahçesine gelişi

Utangaç çocuk gibi

Mor gülüşü, leylim bakışı

Büyütürken kucaklaya kucaklaya

Kopardılar meyvelerini

Gülüşünü devşirmeli şairler

Dolaşıp bin bir çiçeği

Dağ yeliyle soğumuş

Buğulu testinin suyunu

Döke saça içmesi bir hoyratın

Gibi imgeler uyandırıyor

O üzgün, o kırılmış hali

Koklanmadan atılan

Solgun bir gül dalı

Laf atsa bir delikanlı

Ah nasıl da sevinir

Görenler var diye hala

Kadınca güzelliğini

Güz aylarına benziyor dalgınlığı

Uçup gitmiş rengi

Dökülmüş gül kokuları

Musa Öz

KULE İLE MİNARE

I

Saat Kulesi, el ele çocuklarla

Kekre, turunç rengi gülüşleri

Geçince bir kız

Kaşı gözü oynuyor hınzırca

Bakıyor biraz geriden

Çekingen halleriyle Yivli Minare

Geçiyor işveli bir kız

Yivli’nin çarpıyor yüreği

Çatmasaydı Paşa Minaresi kaşlarını

Düşer miydi peşine

Ki güz yüklüdür Kaleiçi

Bey Dağları kızarınca

Karışıp insanlara kayboluyor kule

O ise

Sokuluyor kıvrımlarına

II

Saat Kulesi, denize karşı

Akşam sabah kol kola kızlarla

İnce Minare

Hüzünlü bir hayal içinde

Musa Öz

ŞİİR

Belki de bir diş izidir şiir

Çocukça renklere bürünüyor

Gökyüzü güz dalgınlığıyla

Gülümseyip çiy bulutu diyor annem

İşte şiirdir bu

Dolunay utansa güzelliğinden

Peşine takılınca bulutlar

Bir kadının dudaklarından

Topladığım yaralı sözcükler

Karışıp gidiyor turna katarlarına

İşte şiirdir bu

Ay yasağı olan bir ülkede

Sepet dolusu düşleriyle delişmen bir kız

Usulca yürüyor kanayan yollarda

İşte şiirdir bu

Okusa geceyi, göğü koklasa

Evirip çevirse yıldızları

İçli şarkılarıyla yaz kuşları

Yokluyor yüreğini asker analarının

Üç damla gözyaşı, bir iç çekiş

İşte şiirdir bu

Çocukça deliliği bir kızın

Ve anıların üzgün kokuları

Musa Öz

GÜZ GEÇMİŞ

I

Nisan geçmiş buralardan

Yeşil izler, kekre kokular bırakarak

Ala kınalı topuklarıyla

Mayıs geçmiş buralardan

Dişi şarkılarıyla kadirne kuşları

Dağ elmaları yanık tadıyla

Ah gelmiyor koçak gönüllü yar

II

Kopuz gibi çalan yayını ve aşkını

Uzun ince mızrağını kuşanan

Asuman boyu, gök rengi gülüşlerini

III

Gül kokusudur Aslı ile Arzu

Hoyrat bir rüzgardan düşmüş de, usulca

Yurt edinmiş çoban ıslığını

Koca bir yalandır ilk başta masallar

Tanrılar ise bir avuç kum

IV

Tarih sahnesinden silindi

Gibi bir hüzün

V

Ölüme mi özendirdi tanrıça sevgilisini

Güz geçmiş buralardan

Musa Öz

HAFTA SONU

Eksilttik birbirimizi aşk ile

Çoğalttık kan ter içinde

Kaşlarımız eğildi, kirpiklerimiz kırıldı

Bir heybe taş döktük

Gül devşirdik bir de yonca

Aylardan aralık. Ya da

Turunç ayı

Yıldız aya çarpa çarpa kırılır çoğalır

Çocuk çocuğa

Şiir şiire çarpar çoğalır

Kalkıp gittik pazar yerine

Toprak doldurduk çantamıza

Biraz deniz, biraz gökyüzü ve bir kızın

Yorgun edalarını

Ela düşlerini bir çocuğun

Sonra bir şarkı söyledik

Taşlardaki peri kokularına

Yürüyorduk ahmak ıslatan

Bir ıslandı yağmur

Akıp geçtik turuncu anılarla

Üstümüz başımız

Saçak ucu, kuş kanadı

Yüzümüzde hafta sonundan kalma

Bir gülümseme

Musa Öz

GÖKYÜZÜ

Gül attım gökyüzü düştü

Denizi bir kilime serdim

Üst üste ekledim güzü

Aydede..

Ah, işte orada dur! Onardım da sözü

Taş gibi kavrayıp suları

Saçtım yüzüne gözüne

Sonra topladım çalısını çırpısını

Tenindeki çiy damlasını

Vurup hançeri beyaz rüzgara

Mor kınalar devşirdim

Soludum da tarlalar uçuştu

Gökyüzü gelip usulca

Konuverdi delişmen kızın sesine

Konsun konmasına da

‘Da’sı var işte bir de

Hadi be neyse diyecektim

O Lekeler olmasaydı

Külotunun öyle gizli görünmesine

İlahi gökyüzü

Kamaşıp durdu günlerce

Soludum gökyüzü uçtu

Uzandım da kanadı dağlar

Musa Öz

ŞİİR KIRINTILARI

I

Dereler denize akar, gökyüzü dağlara

II

Bir anne gördüm yan avluda

Daha küçücük

Çocuğundan bile küçük

III

Savaş gemisi çekilse kenara

Deniz

Koşup gelecek güle oynaya

IV

Sokaklar büyütüyor çocukları

Denizler, masallar

Akşamüstleri yorulunca

V

İnciri dalını eğip de, üzümü salkımıyla

Entarisiyle güzeli

VI

Uzak bir yolcu düşürüp unutmuş

Güz meyvelerini

Musa Öz

YAŞAM

El salla taşlığa soyunan güneşe

Dere ile akan dolunaya

Ya da erotik duruşuna incirin

Çardakta buluşmanın günahına

Dişlerinden okunmalı sevincin

Hamarat bir kadının koynundan

Dökülen yaz meyveleri

Gibi yaşamın içerisinden

Bir sözcük edin ve çoğalt boyuna

Ah öyle ya bak unutmuşum

Bir de ölüm var arada

Yorgun kokusuyla bağbozumu

Ya da kuşların giz yolculuğu

Gülümse dudağındaki ısırığa

Yüreğindeki tırnak izine

Gençlik dediğin de ne ki? Olsa olsa

Turuncu kokulu kır çiçeği

Düşlerinden okunmalı gönencin

Ah öyle ya hatırladım, bir de

Gül bozumu var arada

Ya da perilerin güz yorgunluğu

Musa Öz

SÖZCÜKLERİN RENGİ

Şiirim bir delice çakıl taşı

Ey Külebi, şiirin süt kardeşi

Can bacanağı Karacaoğlan’ın

Aklımı başımdan aldı

Ortanca sürmeli baldızın

Dünürcüm olur Abdülkadir Bulut

Sözcüklerin rengiyle

Eğiliyor dalları düşlerinden

Ağuları işveli gülüşlerinde

Uçura uçura gelsin mevsimleri

Dişiliğini sürüp de dişlerine

Devşirdiğim bir tutam mavidir

Ey Külebi, şiirin ermişi

Musa Öz

KUMRU

I

İskelede, sapan taşıyla

Bir kumruyu vurdular

Açtım yüreğini

Yıllar önce küçük sevgilimin

Dizime attığı taş

Düşüverdi avucuma

Kanadı durdu günlerce

Ve yine o kızı

Koşup buldum yollarda

Öptüm kekre dudaklarını

Ah, tık dedi taş

Döküldü menevişler dalından

Bir arpacık kuşu

Alıp göğü uçuverdi

II

Günah işlemenin güzelliği

Gibi büyürdü Kaleiçi sokaklarında

Eteği savruk düşlerim

III

Bir kumruyu vurdular

Soldurdular eski sokakları

Musa Öz

Sayfalar: 1 2
Referans URL