Web Stats BoraOyun Evden Eve Nakliyat

Anasayfa

Web Ateşi Paylaşım Platformu - aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış. Eğlence, Geyik Oyunlar, Komik Resimler, Videolar, Şarkı Sözleri, Slayt Gösterileri, Güncel Haberler, Ders Ödev indir, Sağlık, Oto modifiye Full Oyun - Abdurrahim Karakoç Köşesi

Web Ateşi Paylaşım Platformu - aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış. Eğlence, Geyik Oyunlar, Komik Resimler, Videolar, Şarkı Sözleri, Slayt Gösterileri, Güncel Haberler, Ders Ödev indir, Sağlık, Oto modifiye Full Oyun

Tam Sürüm: Abdurrahim Karakoç Köşesi
Şu anda tam olmayan bir sürümü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görmek için, buraya tıklayın
1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü(Cela) köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşlarda şiire merak sardı. Bu, aileden gelme bir merak diyebilriz. Çünkü dedesi, babası ve kardeşleri de şairdirler.

İlk yazdığı şiirleri 2 kitap oIacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 'Hasana Mektuplar' ismi altında 1964 yılında 10.000 adet bastırdı. FEDAİ yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi ve 2. baskısını yine 10.000 adet bastırdı.

1958 yılında buIunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi.1981 yılı Mart ayında emekli oldu.

Mücadeleci şiirlerinin çokluğu şartlardan kaynakIanmaktadır.27 Mayıs darbesi, zinde güçler, demokrasi maskaraIığı ve haksızlıklar hiciv şiirlerini besledi.30'a yakın mahkemeye verildi, hepsinden beraat etti. Avukat tutmadı, hep kendi kendini savundu. Hiçbir iktidarla barışık olmadı. Çünkü,o, insana ve İslâm'a yapılanların zulüm olduğuna inanmıştı. Şiirlerinde esas unsur insandır.

Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni Düşünce, Yenisey,Alperen yayınları oIarak şimdiye kadar 12 şiir kitabı, bir tane de makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı.

1985 yılından beri gazetecilik yapmaktadır. Bir ara politikaya girdi ve ayrıldı. Niçin girip, niçin ayrıldığını bir röportajda şöyle cevaplandırdı:

'Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım'

30 yılı aşkın bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. Bilhassa VUR EMRI adlı kitap günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür.

KENDİ DİLİNDEN, KENDİ TARİFİ

'Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti. Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım.

Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.

Bana gelince:

Sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, pezevenkler, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.

Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.

En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim.
Allah (cc) kısmet ederse...'

Evli ve 3 çocuk babasıdır.1984 Ekim ayından bu yana Ankara'da ikamet ediyor. Şu anda hiç bir siyasi kuruluş, hiçbir mesleki dernek üyesi değildir. Hakkın yanında olanları sözleriyle desteklese de, şahısları övmek, beğenmeyince sövmek gibi basitliği kabul etmemektedir.

Yemini var, yazabildiği müddetçe yazacak. kimbilir nereye ve ne zamana kadar...

Yayıncı'dan:

Halk şiirimizin en büyük üstadı Abdurrahim Karakoç, yaşayan canlı şiirleriyle, tatlı üslubuyla hep bizim sesimiz oldu; düşündüklerimizi, söylediklerimizi şiirleştirdi; hislerimizin tercümanı oldu..O bir söyleşide bunu şöyle dile getiriyor:
'Galip Erdem bey'in dediği gibi,inandığımız her şeyi söylemesek bile, söylediğimiz her söz işimizin ve inancımızın aynası olmalı.'
Karacaoğlan, Emrah, Aşık Ömer, Kayıkçı Kul Mustafa, Pir Sultan Abdal, Ruhsati, Köroğlu, Dadaloğlu, Seyrani, Bayburtlu Zihni, Çıldırlı Aşık Şenlik, Şarkışlalı Aşık Veysel Şatıroğlu gibi şahikadaki isimlerden sonra, günümüzde halk şiirinin en doruktaki ismi hiç şüphesiz Abdurrahim Karakoç'tur.


mihriban

Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamışım çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü,
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Yar deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.
Lambamda titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama,
Aşk deyince ötesini arama.
Her nesnenin bir bitimi var ama.
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Saştım kara bahtım tahammülüme
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kör düğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban

Abdurrahim KARAKOÇ
Yangın Var

Alev sardı alemi,uyanmayın daha siz;
Altta döşek yanıyor, üstte yorgan yanıyor.
Beşikler besmelesiz, mezarlar Fatiha'sız,
Doğan insan yanıyor, ölen insan yanıyor.

Mideden aşağının tahtı kurulmuş serde,
Ramazanı katlettik kul yapısı şekerde,
Hazret-i İbrahim'in mübarek aşkı nerde?
Ruhta bayram yanıyor, ette kurban yanıyor.

Bağlanmış dünyalıklar dünyanın yularına,
Gösterin, hangi yüzle çıkacağız yarına?
Ya Rab! İman ihsan et riyakar kullarına;
Hac'da hacı yanıyor, haç'ta ruhban yanıyor.

Kör müyüz, sağır mıyız; rahmet-i Rahman mı yok?
Yoksa yol gösterecek, hazret-i Kur'an mı yok?
Yanmak mı marifettir, yananda izan mı yok?
Dağda çoban yanıyor, tahtta sultan yanıyor.

Tutup yemek kasdında ki, gardaş gardaşını,
Bu halin hicabından dağlar eğmiş başını.
Titredim seyrederken mazlumun gözyaşını;
Bir damlanın içinde yetmiş umman yanıyor.

Abdurrahim Karakoç
BİR ŞEHİR Kİ

Bu şehrin ayarsız insanlarından,
Daha dillenmemiş bebek tiksinir.
İletip verseniz pis kanlarından,
Acından kıvranan köpek tiksinir.

Arsız analar var, adı bizlerden;
Etekler kasığa çıkmış dizlerden...
Adi babalardan, asri kızlardan,
Elbise tiksinir, etek tiksinir.

Uymuşlar yalanın yazarlarına;
Ölüleri yüktür mezarlarına...
Ölünce onların üzerlerine,
Toprak attığımız kürek tiksinir.

Herkes sarhoş olmuş dünya tadından.
Oğlanlar var, ayırmak zor kadından.
Adam şeklindeki pek çok odundan,
Ahır damındaki mertek tiksinir.

Türemiş başlarda boynuzlar yük yük...
Boş yere aradık, kaybolmuş Türklük!...
Tükürsem yüzlere, kirlenir tükrük,
Kurşun sıksam eğer, tüfek tiksinir.

Terk-i mekan etmiş akıl başlardan;
Bir koku savrulur canlı leşlerden...
Boyalı yüzlerden, yoluk kaşlardan,
Sular sancılanır, sinek tiksinir.

Çoğu dinsizliği yenilik sayar,
Çoğu haktan kaçar, batıla uyar.
Çoğunun boynundan yular zul duyar,
Çoğunun ağzından ekmek tiksinir.

Burada kökleşmiş küfrün esası;
Dolmuş firavunlar, yoktur Musa'sı.
Adam şöyle dursun, sözün kısası;
Bu şehrin halinden eşşek tiksinir...

Abdurrahim KARAKOÇ
Mebus Beğ

Vallahi sıtkımı sıyırdım senden,
Tiksintimi naz belleme mebus beğ
Yoksulluktan yanan bağrımı,
Isınacak köz belleme mebus beğ.

Mosturan meydanda sağol çok yaşa(!)
Benim tütüne zam, senin maaşa...
Bulgur bulamazken çorbaya, aşa,
On kuruşu az belleme mebus beğ.

Yevmiyem on lira senede üç ay,
Dokuzu işsizlik vay efendim vay...
Üstelik benimle eylersin alay,
Vatandaşı yoz belleme mebus beğ.

Çalışa çalışa kuruyor kanım,
Vergi şeleğinden çıkıyor canım;
Sen insansın amma ben de insanım...
Yolunacak kaz belleme mebus beğ.

Gruba esirsin, lidere dayak...
Uçuruma sürür beni bu ayak
Tama vekilimsin, şu halime bak;
Haksızlığı hak belleme mebus beğ.

Görevin sırf parmak kaldırmak değil,
Biraz da milletin derdine eğil
Meclise hürmet et, ne döv, ne dövül...
Hizmet belle, söz belleme mebus beğ.


Abdurrahim Karakoç
Aşk Hikayesi

Başimdan bir kova sevda döküldü
Islanmadim, üşümedim, yandim oy!
Iplik iplik damarlarim söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

Yagmur yorgan oldu, döşek kar bana
Anladim ki kendi gönlüm dar bana
Alev dolu bardaklari yâr bana
Sunuverdi içtim içtim kandim oy!

Sevgi ektim, naz biçmeye çaliştim
Ne zamana, ne kendime aliştim
Kirk senede yedi hasret bölüştüm
Yedi dünya bana düştü sandim oy!

Gönül şahinimi yordum gerçege
Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçege
Teselliden kanat kirdim gerçege
Tecellinin sinesine kondum oy!



Abdurrahim Karakoç
Açık Dilekçe

Görmediğim bir bambaşka durum var
Sizin şehrin kızlarında savcı bey
Yaklaşanı ta yürekten vururlar
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey

Gayeleri gönül kırmak dal gibi
Bakışları çifte favül bal gibi
Ülkeler fethetmiş bir kral gibi
Gurur dolu pozlarında savcı bey

Kaş yaparken, göz çıkarır elleri;
Çok silahtan tesirlidir dilleri
Hayret ettim, bir tuhaf ki halleri
Poyraz eser yüzlerinde savcı bey

Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz
İlk görüşte avladılar habersiz
Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz
Kebap oldum közlerinde savcı bey

Bölüştüler gönlüm ile aklımı
Davacıyım, ara benim hakkımı...
Bir yol göster, haklı mıyım, haksız mı?
Yorulmayın izlerinde savcı bey.


Abdurrahim Karakoç
Acaba



Uyuyan göllere ay ışığında
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?
***
Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
Sonsuzluğun sona erdiği yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?
***
Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası
Eklenir yarama her dost yarası
Et oldum bıçakla kemik arası
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?
***
Doğumda yalan var, ölümde gerçek
Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
Kırık gönülleri toplayıp tek tek
Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?
***
Gün geldi zamanı gömdüm kabire
Dağ oldu aklımın verdiği fire
Bağlasam telaşı çelik zincire
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?
***
İçte deprem olur dışın düğümü
İhlâssız çözülmez işin düğümü
Aklımdan geçeni, düşündüğümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?

Gökçekimi(sh.121)

Abdurrahim Karakoç
Açık Dilekçe



Görmediğim bir bambaşka durum var
Sizin şehrin kızlarında savcı bey.
Yaklaşanı tâ yürekten vururlar
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey.

Gayeleri gönül kırmak dal gibi
Bakışları çifte faul bal gibi
Ülkeler fethetmiş bir kral gibi
Gurur dolu pozlarında savcı bey.

Kaş yaparken, göz çıkarır elleri
Çok silâhtan tesirlidir dilleri
Hayret ettim, bir tuhaf ki hâlleri,
Poyraz eser yüzlerinde savcı bey! .

Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz
İlk görüşte avladılar habersiz
Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz
Kebap oldum közlerinde savcı bey! .

Bölüştüler gönlüm ile aklımı
Davacıyım, ara benim hakkımı...
Bir yol göster, haksız mıyım, haklı mı?
Yorulmayım izlerinde savcı bey.


Abdurrahim Karakoç
Alışkanlık



Bu kirli düzenin düzenbazları
Azrail'e rüşvet vermeyi dener
Ölünce dünyanın en kurnazları
Torpille cennete girmeyi dener

Abdurrahim Karakoç
Aman Dikkat! (Gerdanlık)



Haramsız mal azaldı, haramzade çoğaldı
Bu çağda helâl yemek büyük cesaret ister
İnsanı sıfatıyla anmak geride kaldı
Domuza domuz demek büyük cesaret ister..


Abdurrahim Karakoç
AYRILIK HAVASI



Ben nefret eyledim sizin gerçekten

Yalanı severim, yalanı gayrı..

Tiksindim bülbülden, gülden, çiçekten

Yılanı severim, yılanı gayrı..



'Sapıtmış bu' diye beni yeriniz

Hakkımda bin türlü hüküm veriniz

Omuzumda yüktür dirileriniz

Öleni severim, öleni gayrı..



Uzun yaşamayı saymadım sanat

Kurda yürek oldum,kartala kanat

Oturup ağlayan korkağa inat

Güleni severim, güleni gayrı..



İyinin ardından 'kötü' demezdim

Kötünün elinden ekmek yemezdim

Birlikten kopana selâm vermezdim

Böleni severim, böleni gayrı..



Yıllarca boş yere canımı sıktım

Nihayet yol buldum, çığırdan çıktım

'Bey'den, 'efendi'den, 'sayın'dan bıktım

'Ulan'ı severim, 'ulan'ı gayrı..
BAMBAŞKA



Doktor, benim derdim bambaşka bir dert

Ağrıyan yerimi sorma boşuna.

Yazdığın reçete değer mi zahmet?

Kağıtla kalemi yorma boşuna.



Kerem eyle, fayda vermez yardımın

Tıp ilminde çaresi yok derdimin

Her tarafı gurbet olmuş yurdumu

Düşünceme tuzak kurma boşuna.



Gönlüm yığın yığın hasret yüklüdü

İçimde tarifsiz keder saklıdır

Sökemezsin yaralarım köklüdür

Merhem sürüp, sargı sarma boşuna.



Dost yolları nakışlandı kanımdan

Sevdiklerim vergi keser canımdan

Sükûta muhtacım, ayrıl yanımdan

İncitip günaha girme boşuna.



Aşk koymuşlar ıstırabın adını

Alamadım yaşamanın tadını

Yapacaksan eğer bana yardımı

Öldür kurtar, ilâç verme boşuna
BAYRAMLAR BAYRAM OLA - 1



Güneş yükselmeden kuşluk yerine

Bir adam camiden döndü evine

Oturdu sessizce yer minderine



Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı

Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..



Eli öpüldükçe içi burkuldu

Konuşmak istedi, dili tutuldu

Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu



Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı

Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..



Düşündü kış yakın, evde odun yok

Tenekede yağ yok, çuvalda un yok

Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok



Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını

Adam “evet” dedi, sıktı dişini..



Çalışsa ne iş var, ne cepte para

Dağ oldu içinde büyüyen yara

Dikti gözlerini karşı duvara



Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı

Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..



Döndürse yönünü herhangi dosta

Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta

Aylar, yıllar, günler erirken yasta



Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı

Adam “Bayram” dedi, evinden kaçt
BAYRAMLAR BAYRAM OLA - 2



Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp

Çocukken gördüğüm bayramlar hani?

Mübarek elleri öpüp, koklayıp

Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?



Hani ya o özlem, hani ya o tad?

Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat

Haftalar öncesi her gün, her saat

Babamdan sorduğum bayramlar hani?



Nur yağan geceler, gündüzler nerde?

Neşe paylaştığım öksüzler nerde?

Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?

Huzura erdiğim bayramlar hani?



Kar çiçeğim solmuş kar yatağında

Can verir ırmağın dar yatağında

Arife gecesi yer yatağında

Üstüme serdiğim bayramlar hani?



Bayram demek takvimdeki yazı mı?

Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?

Açıp yüreğimi, yumup gözümü

Özüne girdiğim bayramlar hani?



Bayram af günüdür, barış günüdür

Bayramlar rahmete giriş günüdür

Bayram, Hak menzile varış günüdür

Gönlümü verdiğim bayramlar hani?
BAYRAMLAR BAYRAM OLA - 3



Kalkarım her sabah kötü bir günde

Yüreğim zindanda, sevgim sürgünde

Engeller yol vermez, gelemem oğul!



Taşırım başımda başıboşları

Konuşur karşımda mezar taşları

Diriler dil vermez, bilemem oğul!



Tecellim çiledir, çeker giderim

Gözyaşı selinde akar giderim

Dostlarım el vermez, kalamam oğul!



Hasretim göl göldür, hicranım nehir

Toprağım kor ateş, havam som zehir

Arılar bal vermez, alamam oğul!



Ben aşka koşarım, aşk beni vurur

Yaklaştığım deniz içimde kurur

Bahçeler gül vermez, gülemem oğul!



Bayramlar kurşundur, canımda kalır

Yazdığım tebrikler yanımda kalır

Postacı pul vermez, salamam oğul!
BAYRAMLAR BAYRAM OLA - 4



Yağma var yukarı katta

Benim canım çıkar altta

Çabalarım, akar terim

Allah kerim.



Zulüm köklendi, dallandı

İşkenceler “yasal”landı

Küfür içer, zılgıt yerim

Allah kerim.



Yokluk kırıyor dizimi

Zamlar güldürür yüzümü(!)

Sıkıntıdan kalkmaz serim

Allah kerim.



Bayram gelmiş.. gelir belki

Ben tebrik-mebrik bilmem ki

“Bayram bayram ola” derim

Allah kerim.
BAYRAMLAR BAYRAM OLA - 5



Giden Bayramlardan almadık bir tad

Gardaş bu senenin bayramı nasıl?

Şenay’larda bayram her gün, her saat

Elif’in, Döne’nin bayramı nasıl?



İçinde boğulduk derdin, acının

Uykusu bitmedi şeyhin, hacının

Üç gardaşı şehit veren bacının

Oğulsuz ananın bayramı nasıl?



Neşe topuğumda, elem boyumda

Sen çoğunu anla, ben az deyim de

Kim öldü, kim kaldı garip köyümde

Ya bizim hanenin bayramı nasıl?



Dert deşmek değildir gayem, niyetim

Düşündükçe sızlar kemiğim, etim

Gelini dul kalmış, torunu yetim

Ak saçlı ninenin bayramı nasıl?



Hangi eller sürer suçluyu suça

Güdümlü başların destesi kaça

Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe

Boş kalan binanın bayramı nasıl?



İşkence altında ezilir canlar

Masum yiğitlerle dolu zindanlar

Ses verin mezardan ulu sultanlar

Yusuf-u Kenan’ın bayramı nasıl?



Bizden sandığımız bize yabancı

Görünen simalar göze yabancı

Kabukta bayram var, öze yabancı

Söyleyin, mânânın bayramı nasıl?



Sabahtan haber yok, ufuklar kara

Semerkant kan ağlar, yanar Buhara

Keşmir, Kâbil, Kerkük hasret bahara

Kudüs’ün, Sina’nın bayramı nasıl?



Ayşe’nin bayramı gözyaşı, firak

Sultan’ı derdiyle baş başa bırak

Sormadan geçemem, etmişim merak

Nükhet’in, Nana’nın bayramı nasıl?



Mücahit, maddeye yapar akını

Devrimci, soygundan tutar yükünü

Biz toprağa verdik Hikmet Tekin’i

Kotil’in, Zana’nın bayramı nasıl?



Doğduğundan beri çamlar deviren

Ekranda iftira, yalan savuran

Salyası, ülkeyi göle çeviren

Boynuzlu dananın bayramı nasıl?
BAYRAMLAR BAYRAM OLA - 6



Âlem-i İslâm'a rahmet su gibi

Aksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Evleriniz cennet kokusu gibi

Koksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Zindan, “medrese”dir; gam, yayla size

Farkı yok bin yılın bir ayla size

Melekler yukardan gıptayla size

Baksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Uygur, Kazak, Kırgız, Azerî’nizden

Gitmesin gardaşlık nazarınızdan

Zalimler, zulmünü üzerinizden

Çeksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Süleyman esir de, Simon neden hür?

Hiç durma dünyanın yüzüne tükür..

Müslümanın sesi münafıktan gür

Çıksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Serilsin gönüller döşek misali

Patlasın sevgiler fişek misali

Hakikat, durmadan, şimşek misali

Çaksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Haksızlık almasın Hak’kın yerini

Aşsın boyunuzdan aşkın derini

Kimi gözyaşını, kimi terini

Döksün, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Kök bir, dallar ayrı ki, İslâm bir gül

Afganistan bir gül, Türkistan bir gül

Vahdet bahçesine her insan bir gül

Diksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Mağdurlar, mazlumlar ersin felaha

Vuslata varanlar varsın bir daha

İrfan tohumunu gece, sabaha

Eksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Kandır zalimlerin zulüm çiçeği

Öldürür cehalet, ölüm çiçeği

Gençler yakasına ilim çiçeği

Taksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Şehide toprağın hürmet-i aşkı

Anadan fazladır şefkat-i aşkı

Rab’bim yüreklere ülfeti, aşkı

Soksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Hazreti Resul’ün nurlu katına

Gitmek isteyenler binsin atına

Küfrün saltanatı yerin altına

Çöksün, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Ne makam, ne para olamaz ölçek...

“Kurtuluş İslâm’da” vallahi gerçek

Bu mübarek sevda bizleri tek tek

Yaksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.
BEBEĞE ÇAĞRI



Soyguncu soysun da, vurguncu vursun

Sen ana karnında boşa durursun

Doksan günde çık gel, dokuz ay dursun



Doğmaya gayret et, doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.



Üçkağıtçı düzen geçip gitmeden

Her ocakta üç- beş baykuş ötmeden

Çabuk ' Devlet malı deniz' bitmeden



Doğmaya gayret et, doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Makam armağandır, koltuk hediye

Muhkem ilamlar var ' rüşvet ye' diye

Ne diye beklersin söyle ne diye?



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Göz kırpınca sıfırı çok sayılar

Zirveye tırmandı topal ayılar

Yağcı yeğen arar haydut dayılar



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.



Artık banka soymak basit eğlence

Günde milyar hiçtir ' yurtsever genç' e(!)

Dünyaya duhül et, gel biraz önce



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Tez çık, haram süt bul, beleş kundak bul

Yalancılık mübah, yüzsüzlük makbul

Hukuksal açıdan bir ' olanak' bul



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Adi ekranlarda iğrenç yüzü gör

Halkı tiksindiren bir kof dizi gör

Önce onları gör, sonra bizi gör



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek






BEBEĞE İHTAR



Geçmişte yağmanın hasat dönemi

Acele gel diye çağırdım seni

Şimdi iş değişti dur, dinle beni

Dokuz aylık yolu altmış ayda çek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Emmin, dayın annen, baban kereste

İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste

Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste

İnsanlar ya mertek, ya orta direk

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Doğarsan üç günlük iş bulamazsın

Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın

Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın

Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Arı peteğinde ağulu bal var

Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var

Sıkıver dişini, annene yalvar

Buradan rahattır orda beklemek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan

Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan

Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,

Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Vaziyet bambaşka vaziyet oldu

Yaşamak işkence, eziyet oldu

Dalkavukluk üstün meziyet oldu.

Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek

Sözümü dinlersen hiç doğma bebek
BEBEĞE SİTEM



'Aman gelme' dedim, bak geldin işte

Dünyaya meylin var, 'beşer'sin bebek

Bir bilsen dünyamız neyin nesidir

Ayırır ağzını işersin bebek.



Kimisi su katar içtiğin süte

Kimisi at sokar yediğin ete

Günahtan, hileden, haramdan öte

Zulmet kuyusuna düşersin bebek.



Yukarıya gitsen 'köle' sayarlar

Aşağıya insen tefe koyarlar

Her saat bir başka renge boyarlar

Baktıkça sen sana şaşarsın bebek.



Önün bal-petekli, elin mühürlü

Omuzun kötekli, dilin mühürlü

Haftan ipotekli, yılın mühürlü

Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek.



Sevgimiz rüşvettir seversek seni

Aldatmak içindir ne versek seni

Kalleş çağımızla eversek seni

Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.
Sayfalar: 1 2
Referans URL