Web Ateşi Paylaşım Platformu - aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış. Eğlence, Geyik Oyunlar, Komik Resimler, Videolar, Şarkı Sözleri, Slayt Gösterileri, Güncel Haberler, Ders Ödev indir, Sağlık, Oto modifiye Full Oyun
  • AnasayfaProgramEğitim&ÖdevHaberlerOyunlarCepTelWebMasterEğlenceModifiyeYardım
  • VideoDuyurularGüvenlikAşk & SevgiŞiirler & Güzel SözlerScriptlerSağlıkBilim & TeknolojiSpor

Kayıt için işaretleri kaldırmayın
Hızlı Kayıt Ol | Üye Girişi
Kullanıcı Adı Şifre Şifre Tekrarlayın Email Email Tekrarlayın


Web Ateşi Paylaşım Platformu - aytug akdogan ödüllü 1. seo yarışması ve yurtta barış dünyada barış. Eğlence, Geyik Oyunlar, Komik Resimler, Videolar, Şarkı Sözleri, Slayt Gösterileri, Güncel Haberler, Ders Ödev indir, Sağlık, Oto modifiye Full Oyun > SAĞLIK > Psikoloji
...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Kullanıcı Adı:
Parola:
Giriş Yeni Mesajlar Bugünki Mesajlar Arama


Cevapla  Konu Gönder 
Sayfa (7): « İlk < Geri 1 2 3 [4] 5 6 7 İleri > Son »
Konu Görünümü | Doğrusal Görünüm | Önceki | Sonraki
...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Mesaj: #61
04-02-2007, 11:01:17 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Analitik psikoloji
Analitik psikoloji genellikle, çatışma ve nevroza yol açan, tedavi sırasında yorumlama yoluyla değişmesi sağlanan akıl savunma mekanizmalarını ortaya çıkarmak için serbest çağrışım (bkz.), hipnoz (bkz, ), abreaksiyon (bkz.) ve narkoanaliz (bkz.) Yöntemlerinin kullanıldığı psikolojik disiplinleri kapsar. Daha spesifik anlamda bu terim Carl Jung'un hipotezleriyle ilgilidir. Jung, bireyin iç dünyasıyla ilgilenerek biyolojik ve genetik yaklaşımları reddetmiştir. Şizofrenik kişinin zihniyle ilgili parlak çalışmaları, daha sonra yürüttüğü nevroz incelemelerine ışık tutmuştur. Kollektif bilinçdışı yüzyıllar öncesinden gelen ve atalardan kalan bilgiyi; kişisel bilinçdışı ise bireyin kendi yaşantısından kazandığı bilgiyi kapsar. Introvert (içe dönük) ve extrovert (dışa dönük) olmak üzere, akıl faaliyetleri değişik olan farklı tipte kimseler vardır. Jung psikolojisi bilindiğinden daha derindir ve değeri kabul edilmelidir.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #62
04-02-2007, 11:01:38 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Analitik psikoterapi
Kişilik savunma mekanizmalarını daha uyumlu kılmak, nörotik olmayan bir tipte değişmesine yol açmak için, bu mekanizmaların analiz edildiği her çeşit psikoterapi biçimi bu terimin kapsamına girer. Oysa spesifik olarak bu terimden Carl Jung'un ileri sürdüğü psikolojik program anlaşılır. Bu da hastayı, çoğunlukla rüya yorumları aracıyla, iyileştirici nitelikte olan, kollektif bilinçdışı ile (bütün insanlarda ortak bulunan bilinçdışı bölümü, yani kişisel değil, fakat evrensel) yüzyüze getirme esasına dayanır. Analiz sırasında, hasta kadar terapist de, bir işbirliği ortamı yaratarak, serbest çağrışım malzemesi sağlar. Birçok nedenlerden ötürü, Jung psikoterapisi, psikanaliz kadar yaygın bir şekilde kullanılmamaktadır. Freud'unki kadar basit bir program olmayıp her durum için hazır bir çare sağlamaz. Ruh gibi soyut birtakım şeyleri tanır, din ya da insanın Tanrısıyla ilişkisi gibi karmaşık insan düşüncelerine yer verir. Hastalarda entellektüel bir yetenek olmasını gerektirir ve okumamış ya da kültürsüz hastalar için fazla uygun değildir. Ayrıca, yaşadığımız bilim çağında bir «akıl bilimi» olma iddiası ileri sürmez.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #63
04-02-2007, 11:02:00 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Analjezikler
Analjezik ilaçlar, kuvvetli narkotik analjezikler ve hafif narkotik olmayan analjezikler olmak üzere, iki farklı genel kategoriye ayrılır. Morfin, afyonun ana aktif maddesi olup, standart bir kuvvetli analjeziktir. Morfin ve türevleri, metadon ve bu sınıftan olan ilaçlar, petidin ve buna bağlı bileşikler, kuvvetli analjeziklerin başlıca üç tipidir. Hiç şüphesiz, etkin analjezikler şiddetli ağrıların giderilmesinde faydalı olmazlar. Kuvvetli narkotik analjeziklerin hepsi tolerans ve hem fiziksel, hem de psikolojik bağımlılık (bkz.) doğururlar. Analjezi için gerekli kimyasal yapının alışkanlık yaratıcı olduğu düşünülebilir. Bu bileşiklerin psikiyatriyle ilişkileri, alışkanlık yaratma açısındandır. Hafif analjezikler salisilatları, parasetamol gibi anilidleri ve fenilbutazon gibi fenazonları kapsar. Bunlar alışkanlık yaratmaz. Barbitürat ihtiva eden hafif analjezik kombinasyonları tavsiye edilmez, çünkü analjezik ihtiyacının artması halinde barbitürat alışkanlığına yol açabilirler. Hafif analjeziklerin diğer bir grubuna da kodein, dehidrokodein ve dekstropropoksifen girer. Bu bileşikler hafif bir alışkanlık yaratabilir, fakat bu ilaçlara açık alışkanlık olağan değildir. Çeşitli analjezik karışımların aşırı kullanımı da bazan mümkündür; bunun nedeni de çoğunlukla bu gibi karışımlarda bulunan kafeindir.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #64
04-02-2007, 11:02:23 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anamnez
Psikiyatride anamnez, esasen diğer bütün tıp dallarında olduğu gibi alınır. Ancak, hastanın bozukluğunun ve akıl durumunun niteliği, hekime hastalığıyla ve geçmişiyle ilgili olarak anlattığı şeyleri etkileyebileceği için, yakın bir akraba yahut dosttan ayrıca bilgi almak önemlidir. Hekim, mevcut hastalığın gelişimine ve semptomatolojisine dayanan basit bir teşhisle yetinmemelidir. Hastanın kişiliğinin ve hayattaki olağan stress'lere uyum yeteneğinin güçlü olup olmadığını değerlendirmeye çalışması daha doğru olur. İkinci olarak, psikiyatrik bozukluğa veya bazı stress'lere, özellikle hastanın aşırı duyarlık gösterebileceği ve etyolojik önem taşıyabilecek stresslere karşı predispozisyon yaratabilen genetik faktörler araştırılmalıdır. Bu açıdan, belli olayların tarihleri çok kere önemlidir. Örneğin, hastanın annesinin ölüm tarihi, ilk çocukluk döneminde emosyonel yoksunluğa veya hastalıkta etyolojik bir rol oynayan bir «yıldönümü» faktörüne işaret edebilir. Bilgi alma düzeni hastadan hastaya değişir. Tecrübeli hekimler, hastanın duyarlık gösterebileceği konuları daha ileri görüşmelere bırakarak, her konunun açılışını doğal seyrine bırakırlar. Psikiyatrik hastaların hekimle ilgili ilk izlenime büyük duyarlık gösterdiklerinin ve bu nedenle ilk görüşmenin hem terapötik açıdan, hem de genel değerlendirme ve teşhis açısından önemli olduğunun bilinmesi gerekir.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #65
04-02-2007, 11:02:47 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anankastik
Hoşgörmezlik, dikkatlilik, güvenilirlik, dakiklik ve ahlaksal titizlik gösteren, obsessif-kompulsif tipteki kişilik için kullanılan bir terimdir

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #66
04-02-2007, 11:03:12 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anemi
Saptanmış ölçülerden düşük hemoglobin seviyesi özellikle kadınlarda görülür ve yorgunluk, bitkinlik, soluk kesilmesi, başdönmesi, çarpıntı, iştahsızlık ve parestezi şikayetleriyle ilgili olabilir, şiddetli demir yetersizliği bu sayılan semptomların nedeni olabilirse de hafif derecedeki demir yetersizliğiyle bunların ilgisi muhtemelen bir rastlantıdır, çünkü bu gibi şikâyetler hastalardaki hemoglobin seviyesinden çok, nörotisizm derecesine bağlıdır. Kan tablosunun düzeltilmesine rağmen semptomatik düzelme olmaması veya demir yetersizliğini gösteren deliller olmaksızın semptomların tekrarlaması gibi, sistemik hastalıkların olmadığı durumlarda, bu semptomların nedenleri araştırılmalıdır. Kan yapımı için gerekli diğer faktörler de başlı başlarına, sinir sisteminde birtakım değişimler yaratabilirler. Kobalamin (vitamin B12) yetersizliği pernisyöz anemi, subakut kombine omurilik dejenerasyonu, ruhsal değişimler ve konfüzyon durumlarına yol açabilir. Megaloblastik anemiye yol açan, folik asit (bkz.) yetersizliği, başlı başına bir akıl değişimi yaratabilir. Tiroksin (bkz.) yetersizliği kan yapımına müdahale eder ve aynı zamanda yarattığı miksödem sendromunun bir kısmı olan anemiye yol açar. Daha sonra da belirgin zihinsel değişimler doğurur; depresyonlu, paranoia'lı ve konfüzyonlu psikozlara çok rastlanır. Son olarak, epilepsi'nin fenitoin, mesontoin ve pirimidon gibi ilaçlarla uzun süreyle tedavisi sonucunda folat absorpsiyonu bozukluğu ve megaloblastik anemi ortaya çıkabilir. Konfüzyon tipinde akıl değişimleri görülebilir. Anemiyi tedavi amacıyla folik asit verilmesi, epilepsi durumunu kötüleştirebilir, fakat bu da aynı zamanda B12 vitamini vererek önlenebilir.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #67
04-02-2007, 11:03:45 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anhedoni
Normal olarak zevk veren şeylerden zevk alamama. Çoğu zaman psikotik (andojen) depresyonların göze çarpıcı bir özelliğidir. Hasta cinsel ilgisini, yemek yemekten, arkadaşlarıyla birlikte bulunmaktan ve sevdiği bütün uğraşlarından aldığı zevk duygusunu kaybeder. Depresyon giderilinceye kadar da zevk alamaz. (bkz. Hedonizm)

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #68
04-02-2007, 11:04:10 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anima
Jung psikolojisinde kullanılan bir terimdir. Bireyin dışa dönük karakteristiklerinin (persona) karşıtı olup iç varlık ya da «ruh» anlamına gelir. «Anima» terimi, bir erkeğin kadınsı iç benliği için kullanılır. (bkz. Animus)

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #69
04-02-2007, 11:05:10 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Animus
Dış dünyanın gördüğü «persona» dan ayırdetmek üzere kullanılan ve iç benlik, ruh anlamına gelen bir Jung terimidir. Bu ruh kavramının, biri erkek, öbürü kadın olmak üzere, herkeste iki unsuru vardır. Animus tarafından güdülen bir kadında, erkek unsur olağandan daha fazladır. (bkz. Anima)

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #70
04-02-2007, 11:07:05 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anksiete
Bu terim psikiyatride en çok ve en geniş anlamda kullanılan terimlerden biridir. Ortak, kesin bir tanım eksikliği yüzünden karışıklıklar doğmaktadır. Terimin hem günlük, hem de tıbbi dilde kullanılması ve latince'deki asıl anlamın bugün gittikçe değişmesi, bu anlam belirsizliğinde rol oynamıştır. Anksiete, nahoş bir emosyonel hal olarak tanımlanabilir. Hafif huzursuzluk ve şiddetli korku arasında değişen ve yakın gelecekte olabilecek bir felâketin beklenmesi biçiminde oluşan çeşitli dereceleri vardır. Çoğu zaman hiçbir dış neden olmaksızın bir tehdit duygusu hissedilir. Bu durum karakteristik somatik, fizyolojik, otonomik, biyokimyasal, endokrinolojik değişimlere ve davranış değişikliklerine yol açar. Korku emosyonuyla yakından ilişkilidir; her ikisinde de gelecekle ilgili nahoş bir duygu vardır ve kökenleri geçmiş anı ve yaşantılardır. Korku ve anksiete arasında bir ayrım yapılmış, korkunun belli bir dış tehditle ilgili olduğu, oysa anksietede tehdidin daha ziyade içten geldiği, süje açısından belli belirsiz farkedildiği ve gözlemciler açısından da hiç kabul edilmediği ileri sürülmüştür. Anksiete doğuran faktörler bireylere göre daha çok değişiklik gösterir. Anksiete etyolojisinde kişilik yatkınlıkları ve kişiye göre önem taşıyan stress'ler önemlidir. Bununla birlikte, bu ayrım son derece kesin değildir; katı deneysel delillere değil de, kavram modellerine dayanmaktadır. Anksieteyle birlikte beliren fizyolojik veya diğer objektif durumlar, korku halinde görülen durumlardan pek farklı değildir, içinde yaşadığımız çağa «anksiete çağı» denilmesine rağmen, geçmiş çağlara nispetle tek fark, bu çağın karmaşık tehditlerine karşı acil, basit, etkili davranış biçimlerinin mevcut olmayışıdır. Yukardaki hususlar, pratik bir önem taşıyan üç soruna işaret etmektedir. Bunlardan birincisi, doktorun vaka hikayesini ve vaka ile birlikte beliren durumları aydınlatmadan önce bir anksiete şikâyeti karşısında yanılabileceğidir. Yahut da, bunun tam tersi olarak, asıl şikâyet anksieteyle birlikte beliren fizyolojik veya otonomik durumlar olabilir. Anksiete veya korkudan hemen söz edilmeyebilir. Bu da aşırı, hattâ kontrterapötik fizik araştırmalara yol açabilir. Anksiete ayrıca başka ciddi psikiyatrik veya fizik hastalıkları örten bir maske olarak da mevcut olabilir, ikinci olarak, anksiete duyarlı bir süjenin karşılaştığı belli bir stimulus'a veya tehdide karşı gelişen normal ve uygun bir duygusal tepki olabilir. Normal olarak, anksiete, tehdidi yenmek, gidermek veya çözümlemek için davranış üzerinde «itici» bir etki yaratır. Anksietenin «itici» etkisinin optimum bir seviyesi olduğu ispatlanmıştır; bu seviye gereken performansın karmaşıklığına ve süjenin kişilik eğilimlerine göre değişir. «İtici» anksiete seviyeleri çok düşük olduğu zaman optimal-altı bir performans görülür; oysa anksiete eğer çok şiddetliyse, performans yine düşer. Normal olarak anksietenin yarattığı tepki davranışı da anksiete azaltıcı bir özellik taşır ve homoeostasis (denge) yeniden oluşur. Anksiete bir hareket sinyalidir; birşey yapılması gerektiğini gösteren sübjektif bir uyarıdır. Böylece belli bir duruma uygun anksiete reaksiyonunun seviyesini düşürmede, farmakolojik tedbirler yanında, anlayışlı bir tartışma, destek, yol göstermek ve hastayı ikna etmek uygun olacaktır. Üçüncü olarak, hekim temelde psikolojik veya fiziksel bir hastalığın mevcut olmadığından emin oluncaya kadar, anksieteyi başlı başına bir hastalık veya sendrom değil de, bir semptom olarak görmelidir. Psikiyatrik veya fizik bir hastalıkta anksiete ilk semptom olarak belirebilir. Bu disfori (huzursuzluk) durumlarıyla ilgili, fazla geniş olmayan, fakat pratik bir şema aşağıdaki şekilde görülmektedir. Bu sınıflandırma dolayısıyla ortaya çıkan önemli bir husus, ancak anksieteyle ilgili olabilecek diğer nedenler giderildikten sonra, primer patolojik anksiete nevrozu ihtimali üzerinde durulması gerektiğidir. Anksiete nevrozu geçiren hastalar çoğu zaman eskiden beri tasalanmaya yatkın — her zaman «vesveseli» — kişilikleri olan ve çocuklukları korku ve güvensizlik içinde geçen, ailelerinde de benzer nevrozlar bulunan kişilerdir. Yaradılışla ilgili faktörler önemlidir; bunların içine kalıtsal eğilimler ve erken yaşlarda aynı eğilimi gösteren yakın akrabalardan öğrenilen davranış biçimleri de girmektedir. Bu gibi hastalarda stress'e karşı özel ve kişisel bir duyarlığın açığa çıkarılması sözkonusu olabilir. Anksietenin nedenleri arasında «doğum travmasının» da yer aldığı, özellikle psikanalitik ekolce ileri sürülmektedir. Otto rank doğum ânının duyarlıklı kişilerde son derece vahim bir psişik şok ve sonradan giderilemeyen bir travma yarattığına inanmaktaydı. Freud ise, doğum eyleminin anksieteyle birlikte olagelen ilk hayat tecrübesi olduğundan, hattâ anksietenin kaynağı ve modeli olduğundan sözetmişti. Freud daha sonra id'in bilinçsiz, ve kabul edilemeyen impuls'larının tehdidi altındaki ego'nun anksieteyi yarattığı kuramını ileri sürdü. Anksietenin psişik semptomatolojisinin yanısıra birçok semptomlar belirebilir. Kalb hızı ve hacminin büyümesi, ektopik çarpıntılar, baş, boyun ve göğüste kızarıklıklar, el ve ayaklarda görülen solgun ten rengi, terleme (özellikle avuç içi ve ayak tabanlarında) gibi şikâyetlere rastlanabilir. Hazımsızlık, bulantı, kusma, gevşek acele hareketler, sık sık idrar yapma, orgazm olmaksızın ejakülasyon, baş dönmesi ve titreme, akut anksiete nöbetlerinde görülebilir. «hava açlığı», uzun ve derin solunuma (hiperventilasyona) yol açan bir göğüs daralması duygusu ve rahatsızlığı dolayısıyla solunum yollarında alkali fazlalığı (respiratör alkaloz) ve serumun ionize ettiği kalsiyum seviyelerinin azalması sonucunda parmaklar, eller ve ağız etrafında parastezi belirebilir. Kas gerginliğinden ötürü ağrı ile sancılara ve sancı karakteri taşıyan, çoğu zaman bütün başa yayılan, akşamlan daha da artan ve oksipitofrontalis'deki yumuşak kaslarda duyulan gerginlik bagağnsına çok rastlanır. Bu somatik özelliklerin hepsi hipokondria ile ilgili olabilir, oysa hasta bu rahatsızlığın fiziksel bir nedeni olduğu konusunda direnir, anksiete ile birlikte beliren somatik durumlardan çoğu, sempatik ve parasempatik faaliyetler arasındaki dengesizlikten ötürüdür. Manik depressif psikozlarda anksieteye belirgin özellik olarak rastlanır. Retardasyona rağmen, şiddetli hastalıkta kişi kendi (hayali) değersizliği, suçluluğu, bağışlanmaz «cürümleriyle» ilgili tasalara kapılabilir. Çoğu zaman orta veya ileri yaşlarda beliren ajite depresyonlar özellikle anksiete, ajitasyon ve huzursuzlukla ilgilidir. Şizofreni teşhisi koyulan durumlarda anksiete sık rastlanan bir semptom değildir, fakat hastalığın «akut sapmalarında», korkunç hallüsinasyonların veya hayallerin baskısı altında belirgin hale gelebilir. Daha az rastlanan bir çeşit olan psödonörotik şizofrenide (bkz.) ise anksiete oldukça sık görülür. 1.Korku durumları a) Normal b) Patolojik, örneğin fobik 2.Anksiete durumları a) Normal — sitüasyonel stress, hastalık, vs. b) Patolojik (I) Sekonder (aa) Fiziksel Hastalık (1) Non-spesifik reaksiyon (2) Daha spesifik,mesela tirotoksikoz hiperinsulinoma, fekrokromositoma (bb) Psikiyatrik Hastalık, örneğin depresyon (II) Primer --Anksiete Nevrozu Sürekli anksietede başka özelliklere de rastlanır. Başlangıçta uykusuzluk, korkunç düşlerle dolu huzursuz bir uyku görülür. Fasılalarla panik veya akut anksiete nöbetleri belirir ve bunlar çoğu zaman sınırlıdır. Bu gibi nöbetlerde «sinyal» özelliği taşıyan anksietenin fonksiyonel yararı tamamen kaybolur; daha çok sempatik sistemle ilgili amaçsız bir aşırı faaliyet ve şiddetli ölüm veya delirme korkuları içinde süje sürüklenebilir. Yahut da tersine panik içindeki hasta donup kalır («taş kesilir»); bu durumlarda parasempatik sistemdeki aşırı faaliyet hâkimdir. Çoğu zaman sempatik ve parasempatik sistemlerdeki aşırı faaliyetler birbirine karışır. Depersonalizasyon ve gerçeklik dışı duyguları bütün anksiete derecelerinde görülür, fakat teşhiste başlıbaşına bir önemleri yoktur. Depersonalizasyon durumunda kişi kendinde birtakım değişiklikler görür, kendini tanıyamaz olur; bir robot veya otomaton gibidir. Bu duygu son derece nahoştur, hayali değildir ve duygusal (affektif) bir nitelik değişikliğiyle ilgilidir. Ayırıcı teşhiste psikolojik hastalık kadar fizik hastalık da hesaba katılmalıdır. Fizik sistemlerdeki herhangi bir rahatsızlığın incelenmesi gerekir. Bu arada özellikle tirotoksikoz üzerinde durulmalıdır. Yukardaki tanımlamaya bakılırsa, akut bir panik nöbeti, miyokard enfarktüsünü çok andırmaktadır. Özellikle anksiete ile birlikte depressif hastalık görülür. Şizofreni, organik akıl bozuklukları (özellikle entoksikasyon ve uyuşturucu ilaçların birden bırakılması) hesaba katılmalıdır. Prognoz, kişiliğin önceki dengesine ve karmaşık olmayan anksiete durumunda presipite edici faktörlerin şiddetine göre değişir. Patolojik anksietenin doktor tarafından tedavisi ilk muayenede başlar. Doktor hastanın anlattıklarını acele etmeksizin ve eleştirmeksizin sonuna kadar dinlemelidir. Hastayı ikna etmek ve semptomlarla bunların kökenini ona açıklamak önemlidir. Eğer belli birtakım sorunlar sözkonusuysa, bunların çözümlenmesi için pratik öğütlerde bulunmak terapinin önemli bir yanıdır. Anksiete çoğunlukla somatik şikâyetlerle birlikte belirdiği için, tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Hastanın somatik semptomatolojisiyle ilgili kaygıları ancak bu yoldan etkili bir biçimde giderilebilir. Doktorun, marazı anksieteyi tedavisinde temel psikoterapi ve ikna önemlidir. Daha ayrıntılı psikoterapötik tedbirler çoğu zaman birtakım güçlükler doğurur ve bununla bir psikiyatrist ilgilenmelidir. Bu tür psikoterapi, uygun ilaçlarla desteklenmelidir. Bir an önce tatminkâr bir uyku düzeni sağlanmalıdır.Hastanın genel sağlık durumunu düzeltmek ve dolayısıyla stress'e karşı direncini arttırmak yolunda dietine dikkat etmek ve uygun bir idman tavsiye etmek yararlıdır. Bir trankilizan (örneğin bir benzodiazepin) veya hafif bir sedatif verilmelidir. Manik depressif bir tezahür görülürse, bir monoamin oksidaz inhibitörü yahut trisiklik bir antidepresan gerekebilir bu gibi kombinasyonlar etkili ve emindir, fakat daha karmaşık psikoterapötik ilaç karışımları ancak bir psikiyatristin öğütlerine göre kullanılmalıdır. Entravenöz uygulanan süratli etkili barbitüratlar akut bir panik nöbetini derhal durdurur, fakat kronik anksietede hipnotıklerin (özellikle barbitüratların) rutin uygulamasında dikkatli davranılmalıdır, çünkü alışkanlık yaratmaları ihtimali vardır.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #71
04-02-2007, 11:07:57 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anksiolitik İlaçlar
Son on yılda, hafif trankilizanlann (bkz.) tüketiminde bir patlama görülmüştür. Gerçekten de, artık bunlar reçetelerde en çok yer alan ilaçlardandır. Hafif trankilizan terimi ilk olarak antianksiete etkileriyle birlikte hafif psikosedatif özellikler gösteren yeni bir ilaç grubu için kullanılmıştı. Ayrıca, bu terimle daha değişik bir etkinlik gösteren, klorpromazirı gibi kuvvetli trankilizanları da ayırdetmek mümkün olmuştu. Hafif trankilizanlann başlıca terapotik etkinlikleri, anksieteyi gidermeleridir, sonucunda artık bu ilaçlardan anksiolitik ilaçlar olarak söz edilmektedir. Son yıllarda anksiete ve gerginlik durumlarının tedavisinde benzodiazepin ( bkz.) grubu büyük bir önem kazanmış; glikol ve barbitürat türevlerinin yerini almıştır. Fenotiazinler ( bkz.) ve bütirofenonlar (bkz.) Genellikle kuvvetli trankilizanlar sayıllrlar, fakat bunlar hafif anksiolitik özellikler gösterirler ve hafif trankilizanlarla birlikte veya bunların yerine kullanılabilirler. Anksiete, psikolojik çöküntü durumlarında, depresyonla birlikte görülen anksiete nevrozunda, psikonevrozlarda, özellikle histeri ve obsesyon durumlarında ve psikosomatik bozukluklarda her zaman rastlanan bir bozukluktur. Bu anksiete, patoloji ne olursa olsun, semptomların giderilmesini gerektirir. Böylelikle, anksiolitik terapinin klinik endikasyonları çok çeşitlidir ve anksiolitik ilaçların hem başlı başına, hem de diğer tedaviler
Anksiolitik İlaçlar
Son on yılda, hafif trankilizanlann (bkz.) tüketiminde bir patlama görülmüştür. Gerçekten de, artık bunlar reçetelerde en çok yer alan ilaçlardandır. Hafif trankilizan terimi ilk olarak antianksiete etkileriyle birlikte hafif psikosedatif özellikler gösteren yeni bir ilaç grubu için kullanılmıştı. Ayrıca, bu terimle daha değişik bir etkinlik gösteren, klorpromazirı gibi kuvvetli trankilizanları da ayırdetmek mümkün olmuştu. Hafif trankilizanlann başlıca terapotik etkinlikleri, anksieteyi gidermeleridir, sonucunda artık bu ilaçlardan anksiolitik ilaçlar olarak söz edilmektedir. Son yıllarda anksiete ve gerginlik durumlarının tedavisinde benzodiazepin ( bkz.) grubu büyük bir önem kazanmış; glikol ve barbitürat türevlerinin yerini almıştır. Fenotiazinler ( bkz.) ve bütirofenonlar (bkz.) Genellikle kuvvetli trankilizanlar sayıllrlar, fakat bunlar hafif anksiolitik özellikler gösterirler ve hafif trankilizanlarla birlikte veya bunların yerine kullanılabilirler. Anksiete, psikolojik çöküntü durumlarında, depresyonla birlikte görülen anksiete nevrozunda, psikonevrozlarda, özellikle histeri ve obsesyon durumlarında ve psikosomatik bozukluklarda her zaman rastlanan bir bozukluktur. Bu anksiete, patoloji ne olursa olsun, semptomların giderilmesini gerektirir. Böylelikle, anksiolitik terapinin klinik endikasyonları çok çeşitlidir ve anksiolitik ilaçların hem başlı başına, hem de diğer tedavilere ilâve olarak yaygın bir biçimde kullanılmaları pek şaşırtıcı birşey değildir.
e ilâve olarak yaygın bir biçimde kullanılmaları pek şaşırtıcı birşey değildir.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #72
04-02-2007, 11:08:22 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anlamlılık
Aralarında ilişki kurulan iki gözlem grubu arasındaki olasılık derecesini belirlemek için istatistik analizler yapılır. Bu olasılık derecesi yüzdeyle ifade edilir. Olasılığın %5'den düşük olması durumunda, farkın «anlamlılığından» söz edilir, yani bu farkın raslantı olasılığı yirmide birden azdır. «anlamlılık», kabul edilmiş bir terim olmakla birlikte, farklılıkların «anlamlığını» belirtmek için olasılık (probabilite) değeri daha kesin bir ifadedir; örneğin 0.01>0.001 (yani yüzde bir ile binde bir arasında).

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #73
04-02-2007, 11:08:44 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anne Katili
Anne katilliği hemen her zaman erkeklerin işlediği bir cinayettir, ciddi akıl bozukluğuna işaret eder ve genellikle şizofrenik bir hastalığın sonucudur. Bazan hastadaki anormalliğin tek belirtisi annesini öldürmesidir. Yine de, duygusal bir soğukluk ve kişisel ilişki eksiklikleri de teşhise ışık tutar. Anne katilliğinin temelinde, depressif bir hastalığa daha az rastlanır; örneğin, annede uzun süren bir hastalık, kızında depresyona ve annesine acıdığı için onu öldürmesine yol açabilir. Bkz. Öldürme ve cinayet

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #74
04-02-2007, 11:09:06 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anogenital prurit
Pruritus ani, kaşınmaya yol açan bir anal irritasyon durumudur. Çoğu zaman anksieteye yatkın, gergin, hoşgörmez, obsesyonlu kişilerde görülür genellikle ıslak olan cilt pürüzlü olabilir, ya da kaşınma sonucunda anusun bir yanında liken simpleks belirebilir. Erkeklerde daha çok rastlanır. Nedeni bilinmemektedir. Psikosomatik bir bozukluk sayılmasına rağmen, bu konuda sağlam deliller yoktur. Pruritus vulvae'nin nedeni, psikojenik olmaktan çok, organiktir. Trikomonas veya monilia enfeksiyonlarından ötürü olan vaginal akıntılar, şiddetli bir irritasyona ve acıya yol açabilir. Psikojenik pruritus ise cinsiyetle ilgili çatışmalara sekonder olabilir; çoğu zaman frijiditeyle ilgilidir. Gebelik, zührevi hastalık veya kanser korkusu diğer nedenler olabilir. (bkz. Psikosomatik bozukluklar ve cilt bozuklukları)

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #75
04-02-2007, 11:09:29 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anoreksi
İştahın kısmen veya tamamen kaybolması ya fiziksel ya da psikiyatrik bir hastalık belirtisidir. Ateş yükselmesinde her Fahrenheit derecesine karşılık metabolizma oranının %7 artmasına rağmen, iştahsızlık akut enfeksiyonlarla ilgili olabilir. Ciddi sindirim organı hastalıklarında, meselâ mide veya hazım borusu karsinomasında, iştahsızlık olabilir; enfeksiyöz hepatit ve hipotiroidizm veya hipofiz hipofonksiyonunda ise klasik bir belirtidir. Psikiyatrik hastalıklarda, depresyon, anksiete ve mani gibi duygu (affekt) bozuklukları (bkz.) iştah azalmasıyla belirir. Dolayısıyla doktorların, vak'aları incelerken karşılarına en çok çıkan semptomlardan biri budur. Çocuklarda ise iştahsızlık belirmesi, ebeveynin çoğu zaman yakındıkları gibi genel bir iştah kaybı olmayıp, özel bir yemeğe karşı iştahsızlık semptomu olabilir. Yemek isteksizliğine çoğu zaman fazla üzerlerine düşülen çocuklarda (bkz. Çocuğun üzerine düşmek) rastlanır ve bazılarında bu ebeveynlerinin, üzerlerine aşın düşmesi sonucunda özerkliklerini ve bağımsızlıklarını tanıyamamaları üzerine başvurabildikleri yegâne isyan biçimidir, anoreksia nervosa karakteristik olarak genç kadınlarda, bazan daha yaşlı kadınlarda, ender olarak da erkeklerde rastlanan bir bozukluktur. Aslında anoreksia nervosa terimi yanlıştır, çünkü çoğu zaman kilo kaybı ile görüldüğü halde, hasta son derece açlık duyabilir ve büyük miktarlarda yemek yediği zamanlar bile bu bozukluk mevcut olabilir; ancak yemeğin hemen arkasından suçluluk duyar. Bütün vakaların ortak özelliği, normal kilo alma korkusudur, anoreksik bir hasta, yediği bir yemekten sonra, saatlerce kilo alabileceği ihtimalini düşünür; iştahı açılan bir hasta kontrolsuz yemek yiyerek çok şişmanlayacağından (obeziteden) korkar. Hasta çoğu zaman «özel» bir çocuk, muhtemelen tek çocuk veya pratik görüşlü olmayan bir ebeveynin çocuğudur. Diğer psikosomatik bozukluklarda olduğu gibi, çocuğun ya annesine, yahut babasına karşı yakın ve ambivalan bir bağlılık duymuş olduğu ileri sürülmektedir. Hastalık öncesi kişilik özellikleri, kısıtlanmış, katı ve obsesyonel eğilimler, birkaçında ise aşırı histerik eğilimler göstermektedir. Bozukluk çoğunlukla emosyonel bir çatışma sonucu başlar. En çok rastlananları, kadınlık rolünü benimsemede veya eğer hastada evlilik sorumluluğunu benimsemekle ilgili birtakım çatışmalar varsa, nişanlılık döneminde ortaya çıkan bozukluklardır. Diğer çatışmalar, ebeveynle, özellikle anneyle ilgili çatışmalardır. Bazan, genç kız kendisini çok şişman bulduğu veya bu konuda kendisine şaka yapıldığı zaman, dietini kısıtlar. Ender olarak, depressif bir hastalıkla birlikte görülen bir durumdur. Amenore (bkz.) karakteristik ve erken bir belirtidir. Zayıflama gittikçe şiddetlenirse, açlığa sekonder birçok biokimyasal bozukluk ve kıllanma görülebilir. Östrojen salgılanmasında ve özellikle hipofiz bezinin salgıladığı folikül-uyarıcı hormondaki bozukluklar, kilo kaybıyla doğrudan doğruya ilgili olmayıp normal kilo alındığında düzelmeyebilir. Çok hafif vakalar dışında, hastahanede tedavi şarttır. Mümkünse, hastanın denetiminden bir hastabakıcının sorumlu tutulması ve bu hastabakıcının her yemekte onun başında durarak yemesi için onu ikna etmesi gerekir, klorpromazin, gerginliğin giderilmesi ve hastanın kilo almasını kolaylaştırma bakımından faydalıdır, fakat hastanın kilosuna kıyasla çok yüksek dozlar gerekir, hastanın tekrar normal kilo alması, tedavinin ilk ve önemli bir aşamasıdır, fakat birçok hastada uzun süreli bir psikolojik tedavi gerekmektedir. Nüksetme durumlarına sık sık rastlanır ve normal âdet başlayıncaya kadar hastanın iyileşip iyileşnıediğinden emin olunamaz, anoreksi ciddi bir bozukluktur ve %4 gibi bir ölüm oranı da kaydedilmiştir.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #76
04-02-2007, 11:09:54 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anosognozi
Kişinin vücudundaki fonksiyon bozukluklarını anlayamamasıdır. Böylece hemiplejik bir hasta, paralize olan kol ve bacağında bir bozukluk olduğunu kabul etmeyebilir. Bu vakalarda jobus parietalis veya parietotemporalis'de lezyonlar mevcuttur.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #77
04-02-2007, 11:10:19 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Antidepresanlar
Antidepresanlar, depressif ruhsal durumu canlandıran ve depressif hastalıkların tedavisinde kullanılan bir bileşikler grubudur. Antidepresanların etkileri karakteristik olarak ağır bir başlangıç gösterir ve uzun sürelidir. Maalesef yan tesirleri çok fazladır, fakat giderilen semptomlarla kıyaslandığında bunlar önemsiz kalır. Antidepresan ilaçlar, etkinlik yolları bakımından kabataslak iki kategoriye ayrılır. Bunların, merkezi sinir sistemi reseptörlerindeki transmitöraminlerin faydalanırlığnı arttırma yoluyla etkinlik gösterdikleri düşünülmektedir. Bu etkinlik iki ayrı mekanizma dolayısıyla olur. Trisiklik grubundaki bileşikler, sinaptik bağlantılarda transmitör aminlerin yeniden absorbe olmalarını engeller. Bu gruptan iki örnek imipramin ve amitriptilin'dir. Öte yandan, monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI), amin'lerin metabolik yıkılmalarını (degradasyon) engeller. İsokarboksazid, fenelzin ve tranilsipromin de bu gruptan örneklerdir. Trisiklik antidepresanlar bütün depresyon türlerinde faydalıdır, fakat genellikle psikotik depresyonda tedaviye daha iyi cevap görülür. Çocuklardaki davranış bozukluklarında ve noktürnal enürez vak'alarında da trisiklik antidepresanların faydalı oldukları görülmüştür. MAOI 'ler, birtakım nörotik depressif hastalıkların tedavisinde de özellikle faydalıdırlar. Antidepresan tedavisiyle ruhsal durumun düzelmesi başlangıçta gecikir. Terapötik cevap üç dört günde sağlanabileceği gibi, bazan on gün hattâ üç haftaya kadar sürebilir. Bu ilaçların kötü etkileri belirgin olup hemen görülmektedir. Bu yüzden buna hazırlıksız hastaların cesaretleri kırılmakta ve tedaviyi kesmelerine yol açmaktadır. Normal doz günde üç keredir; başlangıçtaki kötü tesirleri asgariye indirmek için ilk 2-3 gün daha düşük bir doz uygulanır. Eğer uykusuzluk belirgin bir semptom olarak mevcutsa, geceleri sedatif bir trisiklik bileşik faydalı olabilir. Şiddetli veya refrakter depresyonda antidepresan ilaçlarla birlikte ECT (elektrokonvülsif terapi) uygulanır. Bu ilaçlar gerekli ECT sayısını ve ECT'nin yalnız başına uygulandığı zaman meydana gelen nüksetme ihtimalini azaltır. Ağır basan semptomatoloji hangi antidepresan ilacın kullanılacağı konusunda yol gösterir. Anksiete ve ajitasyon gibi semptomlar, daha sedatif etkili bir ilacın kullanılmasını, yahut ilâve olarak trankilizan verilmesini gerektirebilir; ayrıca antidepresanlarla birlikte bir benzodiazepin (örneğin klordiazepoksid) veya bir fenotiazin (örneğin klorpromazin) verilebilir. Tersine, gerileme (retardasyon) bu gruptaki daha stimülan etkili bir ilacın kullanılmasını gerektirir. Retarde depresyonda, tedavinin ilk safhalarında depressif ataletin giderilmesi dolayısıyla intihar ihtimali artabilir, bu yüzden hastayı devamlı kontrol şarttır. Depresyon hastalarının çoğu tedavi gerektirecek yalnızca bir depressif episod geçirirler. Fakat bu episodun doğal seyri, diğer akut ve subakut hastalıklara kıyasla, uzun sürer. Bu yüzden, tedavinin erken kesilmesini isteyen hastaları bu isteklerinden vazgeçirmek ihtiyatlı bir davranış olur, çünkü ilacı gittikçe azaltarak kesmeden önce, tam cevap alıncaya kadar 2 ay süreyle antidepresan tedavisini sürdürmek faydalıdır. Eğer antidepresan tedavisi erken durdurulursa, depresyon semptomları iki hafta içinde nüksedebilir. Bununla birlikte idame terapisi konusunda tartışmalar vardır ve bu güçlüğü gidermek amacıyla, klinik deneyler yürütülmektedir. Birçokları ise depressif hastalığın nüksedici olduğunu, bundan kaçınmak için mutlaka idame dozları uygulamak gerektiğini ileri sürmektedirler. Yaşlı hastalar çoğunlukla antidepresan ilaçların kötü etkilerine karşı daha çok duyarlıdır. Bu hastalara uygulanacak dozaj konusunda daha dikkatli davranılmalıdır.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #78
04-02-2007, 11:10:39 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Anterograd Amnezi (post-travmatik amnezi)
Kafa travmalarının klinik değerlendirilmesinde anterograd amnezinin kapsamını saptayarak sonuca varılır. Parça parça hafıza düzelmeleri olabilmesine ve ameliyat sonrası ruhsal çöküntüyü hafifletmek için kullanılan afyon ve diğer ilaçların amnezi'nin gerçek kapsamını gölgelemesine rağmen, kafa travmalarının şiddetini anlamada en iyi ölçüdür. (bkz. Amnezi)

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #79
04-02-2007, 11:11:03 PM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Antiparkinsonizm Bileşikleri
Majör trankilizanlarla (bkz) tedavi sırasında çeşitli türde ekstrapiramidal sendromlara rastlanmaktadır. Antiparkinsonizm ilaçlarının parenteral zerkiyle bu sendromlar hemen giderilebilir; fakat majör trankilizanlar yüksek dozda uygulandığı zaman ağızdan profilaktik dozlarda antiparkinsonizm ilaçları verilmesi uygundur.Ekstrapiramidal sendromların tedavisinde kullanılan ilaçların (bkz, tablo) hepsi antikolinerjiktir. Ekstrapiramidal rijidite ve distonik reaksiyonların giderilmesini sağlarlar, fakat tremor ve akinezide genellikle daha az etkindirler. Trankilizanların yol açtığı ekstrapiramidal semptomlar tam olarak giderilmeyebilir. Antiparkinsonizm ilaçlarının atropinik yan tesirleri vardır. Duyarlıklı hastalarda santral uyarım toksik bir psikoza yol açabilir. Son senelerde tatbikat sahasına getirilen levodopa isimli preparat, ilaçlarla meydana gelen parkinsonizmde az etkili olmasına mukabil vak'aların çoğunluğunu teşkil eden esansiyel parkinsonizmde antikolinerjiklerden son derece üstündür. Yeni gelişmeler arasında levodopanın bir ekstraserebral dekarboksilaz inhibitörü ile kombine edildiğinde daha da müsbet sonuçların elde edildiği belirtilmektedir. İlaçların yol açtığı parkinsonizm tedavisinde yararlı bazı antiparkinson ilaçlarının oral ve parenteral dozları : Bileşik Oral Dozaj Parenteral Dozaj (günde) Benztropin -------------------- 1 veya 2 x 2 mg. --------------- 1-2 mg Biperidin --------------------- 3 x 1 mg - 3 x 2 mg --------------- 5 mg Prosiklidin -------------------- 3 x 2-5 mg - 3 x 5 mg --------------- 5-10 mg Orfenadrin -------------------- 3 x 50 mg - 3 x 100 mg -------------- - Amantadin -------------------- 1 veya 2 x 100 mg --------------- - Benzheksol -------------------- 3 x 2 mg - 3 x 5 mg ---------------- - Etopropazin ------------------- 3 x 50 mg - 3 x 100 mg --------------- - Levodopa --------------------- 5 veya 6 x 500 mg ---------------- -

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Mesaj: #80
06-02-2007, 11:33:02 AM
CrAzY_KiNg
Üye


Mesajlar: 417
Grup Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 1
Açtigi Toplam Konu: 113
Cvp: ...Psikoloji Sözlüğü Psikiyatrik Ansiklopedi...
Apati
Normal olarak ilgi veya emosyon uyandıran durumlara karşı beliren ve birçok psikiyatrik hastalıkta rastlanan bir kayıtsızlık halidir. Şizofrenide (bkz.); hem adelosanlardaki hebefreni (bkz.) (buluğ çağında rastlanan erken bunama) da, hem de orta yaşlılarda görülen bozukluk durumu kalıntılarında apatiye raslamr. Hebefreniklerde bu halin nedeni çoğunlukla psikotik iç dünyalarının fantomlarıdır; fakat kronik şizofrenide affekt kaybı («duygu körlenmesi»)daha büyük önem taşır. Apati birçok organik durumda, özellikle Pick hastalığı (bkz.) gibi lobus frontalis ile ilgili durumlarda görülür. Demans mevcut olduğu zaman da, hastadaki bilinç kaybının önemli bir katkısı vardır. Apatiye şiddetli depresyonlarda (bkz.) da sık sık rastlanır ve hastadaki enerji ve zevk alma kaybı ile umutsuz bir gelecek düşüncesi dolayısıyla hemen tanınır. Son olarak, akıl hastahanelerinde, hapishanelerde veya başka kurumlarda uzun süre kalanlarda da şaşırtıcı derecede bir apati görülebilir. Hasta gitgide dış dünyadaki olaylara karşı kayıtsızlaşır, çünkü bunlarla hiçbir teması yoktur; ilgi duyduğu ve arzuladığı şeyler, denetimi altında bulunduğu kişiler tarafından önemsenmez, böylece apati ve umutsuzluk duygusu kuvvetlenir. Tedavi sosyal ortamın değiştirilmesi ve hastanın bu değişikliğe katılmasıyla sağlanır.

MSN:
crazy_king93@hotmail.com
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 
Sayfa (7): « İlk < Geri 1 2 3 [4] 5 6 7 İleri > Son »

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi